Çukurovada Sanat

yerelden ulusala, ulusaldan evrensele...

SULTAN SU ESEN - KENT VE YAZAR PDF Yazdır e-Posta
Kentlerin birçok özelliği yanında, insanı kendine tutsak eden gizli bir gücü de vardır. Günümüzde uç yaşam ölçeğini yakalayan anakentler, bir yanıyla yaratıcı, diğer yanıyla ürkütücüdür. Düşlerimize, fantezilerimize ilham kaynağıdır; Fabrikalar, yollar, ışıklar, mahaller, aşk, cinayet, vefa, vefasızlıklar… En büyük, en korkunç, en güzeller orada yaşanır.
       Kentler damardan beslenir, bilgi orada havuzlanır, renkler orada çoğalır, sanatçısıyla özdeşleşir. Dostoyevski denince Petersburg; İstanbul, New York, Paris, denildiğinde; mekânını dillendiren ünlü yazarları gelir aklıma, görmeden gezinirim o kentin alanlarında.
       Kent geliştikçe, yaratı çoğalır, somutlar soyutlaşır, olmazlar olurlaşır. Sanatçıyı, yazarı, kısaca insanı baştan çıkaran anakentler sanatçısını ölümsüzleştirir. Her dönemde yazar, şair ve aydınlar için kent önemlidir. Düşünceleri hem özgür kılar, hem de tutsak eder…
        “Bugün Pazar,
       Bugün bizi ilk kez güneşe çıkardılar,”
       Sözleri lazer ışını gibi betonu deler geçer. Şairin sesi, özlemi, sıkıntısı, güveni dışarı taşarak bizimle olur:  
       “Saksılarda hala tek tük karanfil bulunsa da
       Ovada güz nadasları yapıldı çoktan
       ...
       Bense hasretinle dolu
       Ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
       Yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursa’da…”
       
       Yaşar Kemal; “Bizim ülkemizin hapishaneleri, Türk edebiyatının okuludur.”der.
       Çukurovalı ünlü yazar Orhan Kemal de Gorki ve Nazım’ın kitaplarını okuduğu için, yasaklı dönemin baskısıyla tutuklanıp Bursa Cezaevine gönderilir. Orada Nazım’la tanışması büyük bir şanstır. Onun toplumcu yanından etkilenir ve ölümsüz eserler verir. Yazarlarımız, karanlık hücrelerini kalemleriyle aydınlatır, silinmez izler bırakırlar. Onların renkleri solmaz, hep taze, hep genç kalırlar.  
       Kentler zaman zaman ruhsuz yöneticilerin kurbanı olsa da, sanatçılar onları canlı kılar. Sanat ve mekân birbirini öznel ve nesnel olarak tamamlarken, korkak anlayışları umursamaz.
       Dublin sanatçıları, yazarlarıyla dünyaya el sallar, Beckett, James Joyce, Bernard Shaw ve diğerleri… Moskova’ya gidip de Puşkin’in anıt heykelinde fotoğraf çektirmeyen azdır. Çukurova denince Yaşar Kemal, Orhan Kemal, bütün Kemal’ler, tutsaklıklar anımsanır. Edremit denilince, Sinop’a uzanırım, Sabahattin Ali düşer aklıma. Deli dalgalar döver duvarlarımı… Trabzon denince, Türkiye’yi aydınlatır Eyyüpoğulları. Diyarbakır, Ahmet Arif’i, Cahit Sıtkı’yı, ülkemin kadınlı erkekli tüm yazanlarını getirir aklıma. Nazım Hikmet’ten bir Anekdot çiçeklendirir düşlerimi:
       “Bursa Cezaevini denetlemeye gönderilen müfettiş, Cezaevi müdürüne: “Nazım adlı şair de buradaymış, çağırın da zatı muhteremi bir görelim” der alaycı bir ifadeyle. Büyük usta, denetçinin karşısına çıkarılır. Adam bir iki söz ettikten sonra tıkanır, bu kez Nazım ona sorar:
— Ömer Hayyam’ı tanır mısınız?
Adam böbürlenerek;
— Ömer Hayyam’ı kim tanımaz!” der.
Nazım;
— Peki, Hayyam zamanındaki İran hükümdarı kimdi? Deyince, adam afallar…
Nazım;
— Ya gördünüz mü, demek ki krallar unutulur, ama sanatçılar yaşar…

 

Kimler Sitede

Şuanda 1 konuk çevrimiçi

FOTOĞRAFLARDAN SEÇMELER

AD (39)
AD (31)
HDD
AD (28)
150
095
You are here  :