| DURMUŞ ALİ ÖZKALE - SANATTA YAŞAM İZLERİ |
|
|
|
|
Sanat tarihine dikkatlice baktığımızda, ilkel sanattan bu yana, sanatın ve sanatçının ne gibi serüvenler yaşadığını görebiliyoruz. Ulusların kültür ve uygarlıklarına ne oranda katkı yaptığını da fark edebiliyoruz. Ayrıca sanatın, sanatçının ve pozitif bilimlerin kurulu düzenle, dinsel inançlarla zaman zaman ters düşerek ne trajediler yaşandığını da yakinen biliyoruz. (Galileo, Hallacı Mansur
, Pir Sultan Abdal ve Nazım Hikmet) Ancak şunu kabul etmemiz olası değildir: Sanatçının politikayla açık bir şekilde uğraşması. O zaman politikacının işlevini yüklenmiş olacak ki bu da ona çok ağır gelecektir. Şu herkesin bildiği bir gerçektir ki politik kaygılar veya özellikler taşıyan bir sanat eseri sadece o politik ideolojinin taraftarlarınca beğenilip kabul edilecektir. Peki ya diğer insanlar? Onlarda o sanat eserine ön yargılı bakacaklardır. (Politik olduğu için) Madem ki sanat insani ortak değerler içindir ve de evrenseldir, öyleyse eğer sanat bir şeyi savunacaksa evrensel değerleri savunsun, çağdaşlığı savunsun, barış ve kardeşliği, sevgiyi ve mutluluğu savunsun. Sanat ve sanatçıyı belli bir kalıplaşmış düşüncenin, belli bir şablonun, hele de belli bir siyasi partinin egemenliğine bırakmak son derece yanlış ve sakıncalıdır, diyoruz. Sanatçı son derece özgür olmalıdır. Özgür olmalıdır ki özgürce eserler verebilsin. Sanatçıyı düşünsel kalıplara koymak, onu herhangi bir baskı altında tutmak onun özgür yaratı idealine son derece saygısızlık etmek demektir. Özgür olmayan bir sanatçının vereceği eserler de özgür olmayacağından çağdaş uygarlığa yapacağı katkıda sağlıklı olamaz. Hele hele sanatın ve sanatçının hasta kafa ve hasta düşüncelerin etkisine girmesi asla kabul edilemez. Böylesi durumlar, eksik veya kusurlu sanat eserlerinin ortaya çıkmasından başka bir işe yaramaz. Evrensel değerlerin zaafa uğramasına özgür sanatçı ve özgür sanat asla izin vermemelidir. Sanatın belli bir dünya görüşüne hizmet etmesi bir noktaya kadar kabul edilebilir. Bunu yaparken de evrensel değerler ekseninden çıkması düşünülemez. Bir sanatçının “ falan yada filan düşünceye ( ideolojiye ) hizmet edeceğim “ diye bir kaygısı olmamalıdır. Böyle bir kaygı onun özgürlüğünü belli bir oranda gölgeleyecektir. İyiyi, doğruyu ve güzeli amaçlayan sanat kendi konumunu ve işlevini iyi saptamalı ve evrensel değerler yörüngesinden asla ayrılmamalıdır. Sanatçı, zaman zaman çevresiyle bir bütün oluşturur, zaman zaman da yalnızlığı yaşar en koyu şekliyle. Bu onun fildişinden yapılmış kulübesidir. Yaşadığı toplumun ayrılmaz bir parçasıdır. Çevresindeki her şey onu yakınen ilgilendirmektedir. Yaşanılan veya yaşanılması düşünülen her şey onu ilgilendirip etkilemektedir. Fakat bu ilgilendirme sıradan bir insanı ilgilendirme gibi değildir. Farklı bir ilgilendirmedir. Çünkü sanatçı farklı duyu organlarına sahiptir. Bakması, görmesi ve algılaması sıradan değildir. Eserlerinde kendi özel durumunu konu etse bile kendisi gibi aynı konumda olan diğer insanların durumunu yansıtması bakımından yine de son derece önemlidir. Çünkü sanat bireysel konuları ele alsa bile yine de toplumsaldır ve özgündür. Başka sanatçı ve sanat eserlerinden etkilenmesi normaldir. Bu etkilenme, eserlerinde egemen olan bireyselliğin ve özgünlüğün üstüne çıkmamalıdır, yani egemen olan şey daima sanatçının kendi yaratıcılığı ve kendi sanat mayası olmalıdır. Sanat simgesel bir bütündür. Biçimi, içeriği, etkileşim içinde olduğu şeyler ne olursa olsun, sanatçının yaşadığı dünya, yaşadığı olaylar, kurduğu düşler, çektiği acı ve sıkıntılar, yaşadığı mutlulukların estetik bir ifadesidir. Sanatçı olanlarla olmayanları, ustaca birleştirip estetik olarak ifade etmiştir. |