| ÇETİN YİĞENOĞLU - BARIŞ İÇİN |
|
Barışa Adanmış Bir Etkinlik...Bu yıl da başardık, üstelik güçlenerek, etkinliğimizi daha da geliştirerek... Her yıl olduğu gibi bu yıl da değişen ve gelişen bir yapıyla çıktık karşınıza... Üçüncü yaşına daha güçlü giren etkinliğimiz, böylece dünyaya örnek olacak özgün bir yapıya sahip olduğunun işaretlerini verdi... Biz, “Sanatçı, dünyanın dönüşünden de sorumludur biraz” düşüncesiyle yürüdük bu yolda... Yaptığımız işin boğanın boynuzlarından tutarak yere çökertmekten farksız olduğunu bilerek çalıştık... İnançlı çabalarımızın sonunda örnek alınası özgün bir etkinlik modeli yaratmayı başardık... Bu konudaki uğraşımızı sürdürürken dünyamızın, bölgemizin ve ülkemizin içinde bulunduğu koşulların bilincindeydik... Yaşadığımız dünya büyük çalkantılar içinde, büyük bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiyordu... En önemli değişiklik üretim biçimindeydi… Paranın hem biçimi (e para), hem sistemi değişmişti… Her şeye "pazar ekonomisi mantığı" egemen olmuştu. Ülkemiz, Türkiyemiz bu değişikliklerin odak noktasında, küresel emperyalizmin baskı ve tehdidi altına inim inim inliyordu... Ekonomiden siyasete, kültürden sanata tam anlamıyla kuşatılmıştı…Bu gelişmelerden sanat ve edebiyat da payını almış; kitap/sanat eseri reklamın promosyonu derekesine düşürülmüştü… Bölgemiz kan gölüne dönmüştü yine, yeni ve büyük tehlikelerle karşı karşıya gelmiş, tehditler altında kalmıştı... Bu koşullarda, en azından "karanlıkta bir mum yakmak" gibi olacağını düşünerek biraz da naif bir yaklaşımla düzenlemeye çalıştığımız etkinliklere ilişkin çalışmaları yürütürken bir yandan da dünyada böyle çok savaş gören bir başka toprak, kara parçası, ülke, bölge var mı acaba, diye sormadan edemedik... Gerçekten de, dünyada bu topraklar denli barışa gereksinen kaç bölge var acaba? İşte, bir tek bu gerçeklik bile bize, yaşamın baştan sona bir eylemlilik olduğunu, sanatın da eylemlilik boyutunun çok şeyi devindireceğini düşündürmeye yetti... Öyle ya, romanlar, öyküler, şiirler yazabilirdik, ama biz insanlar birbirimizden ürkütücü biçimde kopacak olduktan sonra neye yarardı bütün bu çaba? Bu durumda, sanatın eylemlilik boyutunu ihmal etmemek bir yana, öncelememiz gerekiyordu… Kitaplarımızı yazmanın yanı sıra bu düşüncelerimizi, "ilerici, toplumcu, aydınlanmacı ve emekten yana olmak" sözcükleriyle çerçevelediğimiz, sloganlaştırdığımız ilkelerimizi kılgısallaştırmanın da gereğini yapmalıydık... Yaptık da... Üstelik, etkinliklerde sıkça kullanılan "uluslararası" niteminin içini farklı biçimde doldurduk... Daha önce Çukurova bölgesini kapsayacak biçimde çok merkezde eşzamanlı olarak düzenlediğimiz etkinliklerimizde yine dünyada ilk kez olduğunu düşündüğümüz bir yöntemi/programı uygulamaya koyduk bu yıl... Emperyalizmin böl-parçala-yönet oyununa karşı en azından sanat alanında bir duruş göstermek, sevgiyi, kardeşliği, kültürel birlikteliği koruyup geliştirmek amacıyla etkinliğimizi bölgeselliği aşacak, -sadece iki ülkeyi değil-, çok ülkeyi kapsayacak biçimde düzenledik… Bölgemizde bir çok ülkeden gelen sanatçıyı ağırlamakla birlikte etkinliğimizi iki ülkede, (Türkiye ve Suriye) eşzamanda düzenleyerek dünyada ilk kez olduğunu düşündüğümüz bir program gerçekleştirdik… Gelecekte ardışık günlerde dönüşümlü biçimde Türkiye, Suriye, Lübnan v.s… yapılmasını arzuladığımız etkinliğimizin öncü niteliğini sürdüreceğine yürekten inanıyoruz... Bu yılki bir başka yeniliğimiz de "Açılış" ve "Kapanış" törenlerinde oldu... Bilindiği gibi geçen yıla değin, her iki töreni de koordinasyon merkezi konumundaki Adana'da düzenledik... Bu yıl ilk kez "Açılış Töreni"ni Mersin'de, "Kapanış Töreni"ni ise geçen yılın açılışının yapıldığı merkez olan Adana'da düzenliyoruz... Bu durumda gelecek yıl "kapanış" Mersin'de, "açılış" ise belki Antakya'da, belki de Halep'te ya da Şam'da yapılır, kim bilir... Bu ara, hemen belirtelim ki, bölgesel işbirliğinde sanatın ve edebiyatın rolüne bütün yüreğimizle inandığımız için bu yıl ilk kez düzenlediğimiz “Çukurova Ödülü”nü de genel anlamda “Barış”a, özel anlamda “Ortadoğu Barışı”na adadık... Ödülümüzde bu yıl para ödülü olarak bir kaynaktan hatırı sayılır bir katkı önerilmesine karşın, Çukurova Sanat Girişimi olarak bunu kabul edemeyeceğimizi bildirdik… Çünkü, bizim çabalarımızın en ayırt edici özelliği, paraya karşı belirli bir ilkesel yaklaşım ve uzaklıkta durmaktı... Yine de öneriyi değerlendirdik ve sonunda artık türü çok azalan öneri sahibi bu güzel insana ve dostlarına sunulan kaynağı kabul edemeyeceğimizi nazik bir dille belirterek plaketimizin içeriğinin paradan çok, ama çok anlamlı olduğunu bildirdik... Bu davranışımız, yola çıkarken benimsediğimiz ilkelerimizle birebir örtüşen aşağıdaki yaklaşımlarla hazırladığımız “Ödül” gerekçelerine de uygundu... Bir kez, “Çukurova Ödülü” verilirken gerek sanatsal ürünleri, gerekse kültürel çalışmalarıyla toplumsal yaşamın gelişimine katkıda bulunmuş, insanlığa hizmet etmiş, gelecek kuşakların önünü açıcı işlev üstlenmiş kişileri onurlandırmak, kurumları yüceltmek, genç kuşaklara örnek olmalarını sağlamak ereksenmeliydi; bu yaklaşımla ödül verilen kişi ya da kurumların çabalarına değerbilici bir karşılık verilirken barışın, üretme, paylaşma, dayanışma gibi değerlerin yüceltildiği esenlikli bir toplumsal yapı için gerekli bilincin oluşmasına katkıda bulunma, toplumsal ilerleme, aydınlanma çabalarını arttırma, kültürel-sanatsal üretimi özendirme ve yeni değerlerin ortaya çıkmasını sağlama düşüncesi öncelenmeliydi. "Çukurova Ödülü"nü değerlendirme sürecinde Çukurova Sanat Girişimi'nce sloganlaştırılan "yerelden ulusala, ulusaldan evrensele" izleğine de uygun davranılmalıydı. Böylece, ödüle değer kişi/kurum arayışına bölgesel değil, ülkesel ve evrensel bakış açısı egemen olmalıydı... Seçilecek kişi ya da kurumun, ister Çukurova'da, Türkiye'de, Doğu Akdeniz'de, Ortadoğu'da, isterse dünyanın herhangi bir yerinde yaşaması/bulunması farketmezdi... Buradaki temel yaklaşım, ödüle değer görülen kişi ya da kurumun Adana, Mersin, Tarsus, Antakya, İskenderun, Gaziantep ve Halep, Şam, Lazkiye gibi Doğu Akdeniz'i kapsayan bu etkinliğin içeriğine uygun alan ve konularda yapıt üretmiş, çalışma yapmış ya da öncelikle Çukurova, dolayısıyla Türkiye, bölge, doğal olarak Dünya barışına, insanlığın kültürel ve sanatsal açıdan gelişimine, kültürel değerlerinin korunarak geleceğe taşınmasına katkıda bulunmuş olmasının dikkate alınmasıydı. Aldık, almayı da sürdüreceğiz... Evet, toplum için, aydınlanma için, daha yaşanılır bir dünya, bir ülke için, bu ülkeyi çıkar odaklarının denetiminden kurtarmak, her köşesiyle birlikte kalkınan gerçek üniter yapısına kavuşturmak, bu güzel ülkede yaşama gerekçelerini artırmak için, bölgemizi bir çekim merkezi, Ortadoğu'nun Kültür-Sanat Başkenti yapmak için imeceyle üretmeyi önceledik; Parayı öteleyerek, paraya karşı durarak yaptık, ne yaptıksa… Evet, üretmeye devam edeceğiz... Gündemimizde hep yenilikler olacak... Yeniliklerimizi yenileye yenileye yapacağız ne yapacaksak... Örneğin, her yıl yayınladığımız etkinlik gazetemizi daha da geliştireceğiz... Sitemizi çok aktif konuma getireceğiz... Belki bir "Çukurova Yıllığı" hazırlayacağız... Birçok yeniliğin, yeni projenin yanı sıra en büyük ereğimiz ise kalıcı olmak için kurumlaşmak olacak sevgili dostlar... Biliyorsunuz, etkinliğimiz Çukurova Sanat Girişimi'nin (ÇSG) eşgüdümünde düzenlenmektedir... ÇSG'nin, bir bağımsız sanatçı girişimi olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır! Bir “biz” olma çabasıdır bu; bir özgür iradedir; yaşamı dönüştürme savı adına “özgür insan” modelinden çok, Nietzche’nin kategorize ettiği gibi bir “trajik girişim”dir diyebiliriz… Bu sözleri, bizi destekleyen, bize güç veren, etkinliğimize emek ve katkı koyanlar sayesinde söylediğimizin de farkında olduğumuzu belirtmek isteriz burada... Afişimize ve program kitapçığına isimlerini yazdığımız değerli kişi ve kurumlara gönül dolusu teşekkürü borç biliriz... İsimlerini tek tek sayamadığımız katılımcılarımız, Adonis Çiçeklerimizle istemeden ismini unuttuğumuz emeği geçen her dosta ve kuruluşa, bu kuruluşların (Özellikle Altınkoza ve Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğünün) isimsiz kahramanlarına gönül dolusu teşekkür ederiz... |