ZİYA AYKIN - MANTARLI MEVSİM SALATASI Yazdır
Zarfından çıkmamış bültenler, kapağı hiç açılmadığı belli olan kitaplar gördükçe içime bir hüzün dolar. Yayınlamayın şunları derim içimden. Okunmayan yazılar çoğalmasın. Harfler boşa gitmesin.Aslında harfler boşa gitmese doluya gidecek, dolu da hasar yapacak. Gerçi dolu harflerle boş yazılar da öyle. Eskiden harfleri neden kurşundan yaparlar yazı ağır olsun diye mi? O zaman su üstüne yazılanların da mantardan olması gerek. İkisini bir arada kullanmak da mümkün. Hatta çok verimli görünüyor. Kurşun gibi ağır ama mantar sayesinde yüzebilen ucunda olta olan yazılar yani…İbrahim Müteferrika balığa gidermiydi bilemem ama, gitseydi kurşunu matbaada, mantarı da çorba yapılmak üzere evinde bırakırdı. Tabanca olsaydı o zamanlar ne kurşun atan bir tabanca alırdı kendisine nede mantarlı tabanca çocuğuna.Tabancayla ne işi olur ki harflerle uğraşan adamın…İbrahim Müteferrika bir gün tabanca kurşunuyla harflerin öldürüldüğünü duysa kulaklarına inanmazdı. “O” boşa uğraştığını ne yaparsa yapsın bizde kitabın çoğalmayacağını söyleyenlere de inanmazdı. Kitabın suç aleti sayılıp derdest edildiğini görse gözlerine de inanmazdı. Zaten “o” inanmazdı. Gutenberk le Müteferrika arasındaki 270 yıl var. Kocaman asırlar. On binlerce kitap, milyonlarca okur. Gutenberkçiler bu sürede buharlıdır bu, harsızdır dememiş makineler yapmışlar, henüz bitmeyen senfonileri bile seslendirmişler, çanlar kimin için çalıyor araştırmışlar. Bu arada biz garp cephesinde yeni bir şey yok sanmışız. Sorulduğunda bizim Temel “penü silin” demiş. Ben bu yarışta yokum… Artık bu bir yarıştı, değildi, ah, vah, keşke, umutsuzluk, olta, balık, dış mihraklar vb. bırakıp bir yerden başlamak gerekiyor… Du…Çukurova Sanat Günleri (ÇSG) ortaya çıktı. Tek başına çözüm mü? Evet. Büyür, bütün ülkeyi sararsa bu coşku, verimlilik bu bir çözümdür. Yöntem basittir. Bilgi üretilmeli, coşkulu ve zevkli biçimde aktarılmalı, paylaşılmalı, her soru yanıtlanmalı, sevgi saklanmamalıdır. Binlerce minik kaplumbağa yumurtadan çıktığı anda martılara yem oluyormuş. Pek azı denize ulaşabilirken adamın birisi tutup denize atıyormuş tek tek. Gören bir başkası “ martılar o kadar çok ki senin kurtardığın birkaç yavru sonucu fark ettirmiyor”. Adam bir tane kaplumbağa almış eline, bak demiş ve fırlatmış denize, “sende başla bak, bunun için her şey fark etti“ . ÇSG de yapabileceğini yapıyor, ileriki zamanlarda örnek alacak, aklın yolu birdir diyen yandaşlar elbette çoğalacaktır. ÇSG şu anda dünyayı sarsamaz ama daha 3. yılında biri Halep olmak üzere tam 10 merkezde 77 söyleşi, 22 film gösterimi, 13 konser, 13 sergi, 4 panel, 2 gezi, resim şenliği, kokteyller, buluşmalar düzenlemek de öyle pek yabana atılır bir büyüklük değil herhalde.
Böyle hızlı büyüme nasıl oluyor diye şaşırmıyor hiç kimse. Herkes biliyor ki ÇSG binlerce yıllık deneyimin eseridir. ÇSG ye konuk olan, eserleriyle sanatlarıyla sunum yapanlar, konuşmacılar hep aydın kişilerdir ve aydınlık, umut saçan çözüm üretenlerdir. Bu nedenlerle mutluyuz ve geleceğe güvenle bakıyoruz. Yavaş yavaş da övünmeye başladık. Böyle bir düzenlemede matbaadan sonraki en büyük icat olan internet de olmazsa olmazdı, “cukurovadasanat.com” isimli bir site kurduk. Bu sitede Türkiye nin önemli yazar ve sanatçılarının eserleri yer aldığı için beklediğimizin çok üstünde bir ilgiyle okunuyor, izleniyor.
Geçenlerde bir rüya gördüm anlatmadan edemeyeceğim; Bir lambam oluyor. Yağ lambası. Hayır, arabanın yağ lambası gibi değil bildiğiniz eski, cam yağ lambası, Bir gün lambam tozlanıyor. Tozunu alırken aniden bir dev çıkıyor lambadan “ben senin cin fikirli arkadaşınım, dile benden ne dilersen” diyor. Bende ona “Bizim siteyi Arapçaya çevirmeni, Arap dostlarımızın yazılarını da Türkçeye çevirmeni rica ediyorum” diyorum. Dev gülümsüyor. “Eee “diyor. “Ee si sonra bütün komşu ülkelerin diline çevirsen, biz Çukurova’dan yaysak enerjiyi. Dostluğu, sevgiyi, bütün harfleri paylaşsak ”. Dev, gülüyor eee diyor. Ziya Aykın