AHMET SAY - MÜZİK VE EDEBİYAT İLİŞKİSİ ÜZERİNE Yazdır

Şöyle bir genellemeden yola çıkabiliriz: Bütün sanat disiplinleri arasında ilişkiler kurulabilir. Edebiyat, müzik ve plastik sanatlar arasında birçok yönden benzerlikler olduğunu hiç de zorlanmadan söyleyebiliriz. Bir kez, bütün edebiyat, müzik ve plastik sanatlar türlerinin hepsinde bir form (biçim) kavrayışı vardır. Bu kavrayıştan yoksun bir şiir, bir roman, bir tiyatro eseri düşünülemez. Aynı şekilde, form anlayışından uzak bir senfoni, şarkı, konçerto, opera yoktur. Plastik sanatlarda ise form (biçim), birincil öğe

sayılabilir. Bir heykel, bir mimarlık eseri, bir resim, başlı başına “form” olarak tasarlanmış olabilir. Bir resimde ya da heykelde form öğesini silip atmak, ister istemez yeni bir form arayışını deneyerek yeni bir form anlayışı getirmek demektir.

Oysa sanatlar arasında asıl ortak payda, özünde hepsinin yaşamı anlatmayı amaçlamasıdır. Şöyle de diyebiliriz: Bütün sanatlar, kendine özgü anlatım olanaklarıyla yaşamı dile getirmeye çalışırlar. Birkaç dizeden oluşan bir şiirde bütün bir yaşam anlatılabildiği gibi, özellikle tiyatro, opera ve benzeri sahne eserleri, yaşamdan kesitleri sahneye taşıyabilir. Alman opera bestecisi Richard Wagner’e göre opera, “bütün sanatların bireşimi”dir (Gesamtkunstwerk): Müzik, sözlerdeki şiir, dekorlardaki resim ve mimarlık, gereğinde dans sanatı, operayı bütünleyen sanatlardır.

Biz burada ağırlıklı olarak müzik ve edebiyat ilişkisi üzerinde duracağız. Edebiyat eserlerini konumuz açısından “şiir” ve “düzyazı” olarak ikiye ayırmak yerinde olur. Şiirin müzik sanatına daha yakın olduğu, benzeşen öğeleri bakımından bu iki sanatın daha çok bağdaştığı söylenebilir. Öte yandan, sözcüklerin istiflenişiyle düzyazının da müzikteki ritmik ya da metrik öğelere yakın olduğu açıktır.

En yalınç tanımıyla müzik, malzemesi “ses” olan bir sanattır. Sesler aracılığıyla sunulması bakımından müzik, dolaylı, soyut bir anlatım biçimidir. Müzikle sergilenen anlatım, edebiyat sanatındaki gibi her biri anlam taşıyan sözcüklerden oluşmuş değildir. Ama yine de bir müzik eserinde yer alan duygu ve düşünceleri sezinleriz. Müzik yoluyla anlatılan sevinci, hüznü, şakayı, acıyı, aşkı, yalvarışı, protestoyu, öfkeyi ve insanoğlunun daha nice ruhsal durumunu hissederiz.

Müzik yoluyla iletilen bütün bu duygu ve düşünceler hissedilirken sözlere gereksinim yoktur. Ama doğrusunu isterseniz, sözlerin müzik eşliğinde söylenmesi o sözlere güç katar. İsa’dan önce yaklaşık 3000 yıllarında, Sümer tapınaklarında rahiplerin kullandığı şiirsel sözler, giderek melodik bir nitelik kazanmıştır. Bütün inançlarda müziğin etki gücüne gereksinim duyulmuştur. Özellikle tek tanrılı dinler, müziğe büyük önem vermiş, tarih içinde “dinsel müzik” olarak nitelenen bir müzik türü geliştirilmiştir.

Müzik sanatıyla edebiyat sanatının çoğu yerde benzeşmesinde, bunların kimi zaman birlikte kullanılarak örtüşmesinde ve birbirinin etki gücünü artırmasındaki özellikleri, teknik tanımlara ve terminolojiye girmeden konuşmamda bütün yönleriyle sergilemek istiyorum.